Gerçekler
Türkiye'de ambalaj üretimi/kullanımı ile ilgili bazı gerçekler:
- Ambalaj ürünlerin korunması, dayanıklılığının sağlanması, kolay taşınması ve tüketicilerin dikkatini çekmesi için kullanılan, ağaç, cam, metal, kağıt / karton gibi materyallerden yapılan ürün tamamlayıcısı bir araçtır.
- Ambalaj, ürünün reklamının yapılmasının yanı sıra koruma, dayanıklılığı arttırma, raf ömrünün uzatılmasında, depolama ve taşıma kolaylığı sağlama ve çekicilik ve güven yaratma amaçlarıyla kullanılmaktadır.
- Ambalaj sanayinin hizmet verdiği sektörler arasında en yüksek oranlar %45,8 ile gıda sanayi ve %22,5 ile kimya sanayidir.
- Son yıllarda tüketimin artmasıyla yukarıda sayılan sebeplerle kullanılan ambalaj malzemesi miktarında ve doğal olarak da oluşan ambalaj atık miktarında artış olmuştur.
- Bu nedenle, doğal kaynakların korunması ve ambalaj atıklarının yönetimini sağlamak amacıyla 30.07.2004 tarih 25538 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak 01.01.2005 tarihinde Ambalaj ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği yürürlüğe girmiştir.
- Bu Yönetmelik ile kağıt, karton, plastik, cam, metal atıkların kaynağında ayrı toplanması zorunlu kılınmıştır.
- Ambalaj üreticileri ve kullanıcıları, ürettikleri ve kullandıkları ambalaj miktarına göre, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından belirlenecek kota doğrultusunda oluşan ambalaj atıklarını geri toplamak ve geri kazanmakla yükümlüdür.
Türkiye'de ambalaj üretimi/kullanımı ile ilgili bazı "SOÐUK" gerçekler:
- T.C. Çevre Orman Bakanlığı tarafından 2005 yılında yayımlanan Ambalaj ve Ambalaj Atıkları İstatistikleri Raporu'na göre, Türkiye'de 2005 yılında üretilen 500.910 ton plastik ambalaj atığının sadece yüzde 27,1'i geri kazanılmıştır. Oysa ki, 2005 yılında yayımlanan "Ambalaj ve Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği" çerçevesinde bu oranın yüzde 32 olması gerekiyor.
- Sadece İstanbul'da günde 10.000 ton çöp toplanıyor. Yılda ise İstanbul'un ürettiği çöp miktarı 3,5 milyon ton. Bunların yüzde 42'si ev ve hal atıkları gibi organik maddeyken, yüzde 14'ü plastik ve naylon, 9'u kül, 8'i çocuk bezi, 7'si kāğıt, 6'sı cam, yüzde 5'er oranındaysa metal ve tekstil.
- İstanbul'daki çevre yollarından da yılda 1000 ton çöp toplanıyor. Bu çöpler sadece sürücüler tarafından yol kenarlarına atılan çöplerden oluşuyor.
Türkiye'de kadın istihdamı ile ilgili bazı gerçekler:
- Türkiye'de nüfusunun yarısını kadınlar oluşturuyor.
- Türkiye'de her dört kadından biri okuma yazma bilmiyor. Kadınların sadece yüzde 3.9'u üniversite mezunu; okur yazar olmayan yaklaşık 7.5 milyon kişinin 6 milyonunu kız çocukları ve kadınlardan oluşuyor.
- Türkiye'de nüfusun yarısı kadın olmasına karşın Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde (TBMM) kadın milletvekili oranı yüzde 4.4; yerel yönetimlerde kadın temsil oranı ise binde 5.
- Günümüzde haftalık 47 saatlik çalışma ile kadınlar, 45 saatlik yasal çalışma süresinden ortalama iki saat daha fazla çalışmaktadır. 40 saat altında çalışan kadınlar, erkeklerin iki katına ulaşmaktadır. Çalışma süreleri arasındaki bu farklılık, kadınların erkeklerden daha az gelir elde ettiklerini göstermektedir. Bu durum, aynı zamanda kadınların iş dışında geçen ve ücretlendirilmeyen çalışma sürelerinde de bir artış olduğu anlamına gelmektedir. Bunlara ek olarak Türkiye'de kadın kazancı erkek kazancından yüzde 40 daha azdır.
- Sıkça yaşanan ekonomik bunalım, kadınları erkeklerden daha ağır biçimde etkiliyor ve ağır hak kayıplarına neden oluyor. Bu durumda ilk işten çıkarılanlar kadınlar oluyor. İlk ücret indirimi uygulanan, ücretsiz izne çıkarılan, çalışma koşulları ağırlaştırılan her işkolunda kadın çalışanlardır.
- Türkiye'de kadınların işgücüne katılım oranı sadece yüzde 24. Bu kadınların neredeyse yarısı tarım sektöründe çalışıyor. Tarım sektöründe çalışan kadınların ise yüzde 85 "ücretsiz aile işçisi" yani herhangi bir sosyal güvencesi yok.
- Tarımda uygulanan ekonomi politikalar nedeniyle tarımda ve tarımsal üretimde çalışan 3 milyondan fazla kadın, yakın bir gelecekte işsizlik ve gelir kaybı olgusuyla karşı karşıya gelecek. Kırsal kesimde çalışan kadınların, yeniden bir başka üretim alanına yönlendirilmeleri ile ilgili alınan hiçbir önlem yok. Kente yönelen bu kadınlar, ucuz ve niteliksiz işgücü olarak, sömürüye açık bir biçimde; kayıt dışı ve enformel alanı besleyecek.
- Yaşlı ve çocuk bakımı hiç bir kurumsal katkı olmaksızın kadınlara aktarılmakta, kadınlar toplumsal bir yük ve sorumluluğu da taşımaya zorlanmakta. Sosyal harcamaların kısıtlanması ve sosyal haklara yönelik kararlı saldırılar ve girişimler, bu alanda bir hak talep etmekle ilgili düş kurmayı bile olanaksızlaştırıyor.
- Sağlık, kadınlar için giderek ulaşılması olanaksız bir hizmete dönüşmekte. Sağlık alanındaki özelleştirme girişimleri, kadınların yararlandığı sağlık hizmetlerinin de bedelini artırdı. Kadının kendi sağlığı, çocuklarının sağlığı ve aile bireylerinin sağlığı için yüksek fiyatlar ödemek, giderek sağlık hizmetine ulaşmayı olanaksız hale getirecek. Bu durumdan en fazla etkilenenler, hem kadın ve anne olmak nedeniyle özel bir sağlık hizmeti gereksinen, hem de önceliklerini öteleyerek özveri gösterecek olan kadınlar olacak.







